YENİ Parti’nin iktidara gelmesi durumunda Tarım Bakanı olması beklenen Sencer Solakoğlu, Mut’ta partililer, çiftçi ve üreticilerle buluştu. YENİ Parti Mut İlçe Başkanlığının Karacaoğlan Çınaraltı Parkı’nda düzenlediği halka açık toplantıda yurttaşlara seslenen YENİ Parti Tarım Politikaları Kurulu Başkanı (Gölge Tarım Bakanı) Solakoğlu, kendi iktidarları döneminde uygulayacakları tarım ve hayvancılık politikalarını anlattı. Konuşmasında, iktidarın tarım politikalarına eleştirilen yönelten Solakoğlu, ülkedeki gıda enflasyonunun nedenlerini ayrıntılı bir şekilde aktararak, iktidarın gıda enflasyonunu engellemek için ihracatı engellediğini savundu. Bu iktidar döneminde devletin uzun vadeli planlamasını yapan Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) işlevsizleştirildiğini belirten Solakoğlu; kendi iktidarları döneminde çiftçinin ve üreticinin ürününü önceden kaça, hangi vadeden, kaç ton satacağını ve ödemeyi hangi vadede alacağını bileceğini, bunun yanı sıra fiyatlar düşük gittiğinde ise devlet olarak daha ürün ekilmeden önce Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) çiftçi ve üreticilerle birebir kontrat yapacağını kaydetti. Ülkede şu an tarım ve hayvancılık sektöründe yaşanan sorunlardan uzun uzadıya bahseden Solakoğlu, “Gıdayı kaybeden, egemenliğini kaybeder” dedi.
YENİ Parti ‘Gölge Tarım Bakanı’ Sencer Solakoğlu, YENİ Parti Mut İlçe Başkanlığının düzenlediği halka açık toplantıda, partiler, çiftçi ve üreticilerle bir araya geldi. Karacaoğlan Çınaraltı Parkında akşam saatlerinde düzenlenen toplantıya; YENİ Parti Mersin İl Başkanı Cengiz Gökçel ve il yöneticileri, YENİ Parti Mut İlçe Başkanı Süleyman Şentürk Tunca ve ilçe yönetimi, partililer ve çok sayıda yurttaş katıldı.
GÖKÇEL: “TARIMDA FELAKETİ YAŞIYORUZ”
YENİ Parti Mut İlçe Başkanı Süleyman Şentürk Tunca’nın açış konuşmasının ardından konuşan YENİ Parti İl Başkanı Cengiz Gökçel, tarımda felaketi yaşadıklarını savlayarak, “Mut’ta zeytin, geçtiğimiz sezon kayısı, Çukurova’da narenciye, Gülnar’da elma, Anamur’da çilek, avokado, muz. Ürettiğimiz altın değerinde bu ürünler maalesef tarlasında bahçesinde alıcı bekliyor. Tarımda felaketi yaşıyoruz. Bize ülke olarak çağ atlatacağını söyleyenler, özellikle tarımsal üretimi bitirerek, ülkemizin gıda ihtiyacını riske ettiler. Çiftçilerimizi canından bezdirdiler” dedi.
Gökçel, “Çiftçilerimiz tarlasında bağında, bahçesinde, ahırında artık üretim yapmaktan illallah ediyor, yaka silkiyor. Bunun tek sebebi fon vurgunu ile hırsızlıkları ortaya çıkan AKP iktidarı. Bunu hepimiz böyle bilelim. Aslında tarımın felaketinin tek nedeni var; AKP iktidarı ve onun plansız yaptırdığı tarım” diyerek, sözü Sencer Solakoğlu’na verdi.
Toplantıda Mutlulara seslenen YENİ Parti Tarım Politikaları Kurulu Başkanı (Gölge Tarım Bakanı) Sencer Solakoğlu, ülkedeki tarım ve hayvancılık sektöründe yaşanan sıkıntılara uzun uzadıya değindi. Yaşanan sıkıntıları iktidarın yanlış tarım ve hayvancılık politikalarına bağlayan Solakoğlu, geçmiş dönem Tarım Bakanlarının uygulamalarına eleştiriler yöneltti.
“ALINAN KARARLARIN YIKICI ETKİLERİNİ GÖRMEDİLER”
Solakoğlu, “Aslında konunun cahili olduğunun farkında olmaksızın, sadece fikirleriyle, sağdan soldan eşin dostun ona verdiği akıllarla, tarımı, daha doğrusu bizim hayatımızı yönlendirmeye başladılar. Onların orada yukarılarda aldıkları bir kararın aşağıda nasıl yıkıcı etkileri olduklarını görmediler. Ben şuna da şahit oldum. Bu yeni gelen bakanlar tarımın T’siyle alakası olmayan bakanların her biri giderken, ya birazcık daha yapsaydım tam düzeltecektim, görevden aldılar. Bunu da çok duyduk. Bu bana şunu gösterdi, hepsi aslında özünde iyi bir şeyler yapmaya gayret ediyor” dedi.
“GIDA ENFLASYONUNUN SEBEBİ PAHALI MAZOT DEĞİL”
Gıda enflasyonu ve tarım politikaları üzerine eleştirilerini dillendiren Solakoğlu, şöyle konuştu: “Biz de mazot 100 liraya çıktı. Tamam çok pahalı, problem; ama gıda enflasyonunun sebebi bu değil. Çünkü gıda enflasyonunun sebebi tek başına böyle bir şey olsaydı, bugün Hollanda’da 150 TL olan mazot fiyatında o zaman Hollanda’nın gıda enflasyonunun %50’nin üzerine olması lazım. Bizde 100 liraya mazot çok pahalı diyoruz, o yüzden gıda enflasyonu var, diyoruz. Hürmüz Boğazından dolayı gıda enflasyonu var, diyoruz değil mi? Bu söyleniyor televizyonlarda; o zaman Hollanda’da 150 liraysa o zaman oradaki gıda enflasyonun bizden çok daha yüksek olması lazım. Bizdeki aylık enflasyon onların yıllık enflasyonundan daha fazla. Herkesin kafasında bir soru işareti var. Gübre fiyatları çok, tamam da kardeşim sadece Türkiye’de mi arttı? Avrupa’da da arttı, Çin’de de arttı, Amerika’da da, her yerde artıyor.”
“DALDAKİ ÜRÜNLE MARKETTEKİ ÜRÜN ARASINDA ÇOK FİYAT FARKI VAR”
Türkiye’de dalındaki tarımsal ürünle marketteki ürün arasında büyük fiyat farkı olduğunu anlatan Solakoğlu, şunları söyledi: “Türkiye’de şu anda dalında limon 3 lira 90, 4 lira 4 buçuk liralar mertebesine gidiyor; ama 3,80-3,90’larda normalde. Markete gittiğiniz zaman 43 lira. 4 lira, 43 lira, 11 kat fark var, marketle tarla arasındaki fark. Aynı limon, aynı cins, aynı her şeyi İspanya’da dalında 25 lira, markette 43 lira. Şimdi bizde dalında 4 lira olan markette 43 lirayken, İspanya’da dalında 25 lira olan şey nasıl markette 43 lira oluyor? Şimdi limon üreten adam, bugün 25 lira alsa limonun kilosuna, eminim çok mutlu olacaktır. Bahçesini de büyütmeye çalışacaktır. Peki niye bizde 4 lira, zaten işin kilitlendiği yer burası. Biz bu hafta sonu Özgür Başkan’la beraber Ayvalık’taydık. Edremit Ayvalık, konumuz zeytindi. Hatta Mut’un konusu da geçti. Şöyle, Mut’tan zeytinyağı Ayvalık’a gelip, Ayvalık zeytinyağı olarak satıldığı ile ilgili de Ayvalıklılar tarafından bir şikayet de vardı. Bir serzeniş de vardı. Yani bunun doğruluğunu ben gözümle gördüğüm bir şey değil, ama demek ki konuşulan bir konu. Bunun da sebebi zaten ben çözümleri anlattığım zaman çok net bir şekilde ortaya çıkacak. Ne yapıyor Tarım Bakanlığı; ben o bakanlığın içerisinde, bakanlar rica ettikleri için tanıdığım için değil, onlar rica ettikleri için yardımcı olmaya çalıştığım zamanlarda hep şunları gördüm; önce bir problemin çıkmasını bekliyorlar ve problem aslında tam burada. Şimdi siz önce elmanın iki buçuk liraya düşmesini, zeytinin yerle bir olmasını 10-15 liralara düşmesini bekleyip; ondan sonra müdahale etmeye kalkarsanız, zaten iş işten geçmiştir.”
“KAZAYI YAPMAMAK ESASTIR”
Sözlerine devam eden Solakoğlu, “Bir yıl içerisinde nasıl her şey tepetaklak oluyor? Bir, önce problemin çıkmasını bekliyorlar; ondan sonra ona bir yara bandı uygulamaya çalışıyorlar. Bu öncelikle kamu kaynaklarının verimsiz kullanımı anlamına geliyor. Yani siz önce kazayı yapıp, ondan sonra eğer servise girip arabayı tamir ettirirseniz bu pahalı bir şey. Kazayı yapmamak esastır” şeklinde konuştu.
“ZEYTİNYAĞI İHRACATINI ENGELLEDİLER”
Haziran ayından beri zeytinde büyük sıkıntı olduğu konusunda uyardıklarını söyleyen Solakoğlu, “Yaz stokları çok ciddi miktarda birikti. Niye? Çünkü Ticaret Bakanlığı bundan iki sene önce dedi ki; kardeşim biz toptan ihracatı yasaklıyoruz, dökme yapmayacaksınız. Niye? İşte İspanya’da İtalya’da fiyatlar 9 dolara çıktı, Türkiye’de de yağ fiyatları çok arttı. Gıda enflasyonunu engellemek için ihracatı engellediler” dedi.
“İHRACATI NİYE YASAKLIYORUZ?”
Aynı durumun domateste, kayısıda ve başka ürünlerde de yaşandığını belirten Solakoğlu, şöyle konuştu: “Hepsinde birebir tutuyor. Ticaret Bakanlığı aynen şöyle bakıyor; -içinden geldiğim için söylüyorum- bunlar bir işi beceremiyorlar, Tarım Bakanlığı için söylüyorum, bir işi beceremiyorlar. En iyisi biz bu işi yapalım, diyorlar. Tavuk fiyatları arttı, diyorlar. Tavuk ihracatını yasaklıyorlar; ya mübarek biz o tavuğun ayaklarını yemiyoruz, işte ibiğini yemiyoruz, onlar Çinlilere ihraç ediliyor. Onlarla ne alakam var, niye oraya ihracat yok? Biz tavuk ihracatını yasaklıyoruz. Niye, tavuk fiyatları düşsün diye. Düşüyor mu, düşmüyor. Ama bir gecede ihracatı yasaklıyorlar. 100 ülkeden fazla ihracat yaptığımız bir tavuk gibi, bir örneğin zeytin gibi hangi ürünü alırsanız alın bir gecede ihracatı kapattığınız zaman şöyle bir bombayı elinizde buluyorsunuz: Yurt dışında binbir zahmet edindiğiniz müşteriye diyorsunuz ki; kardeş Hans kusura bakma, biz sana bu sene ürün veremeyeceğiz. Çünkü devletimiz yasakladı. Ya diyor nasıl yasakladı, valla bir gecede bir kararnameyle yasakladı, diyor. Tamam, o zaman siz güvenilir bir tedarikçi değilsiniz demektir, diyor.”
“DPT’Yİ DEĞİŞTİRDİLER”
Zeytinyağıyla ilgili doğru verilere ulaşılamadığını savlayan Solakoğlu, bunu da DPT’nin değiştirilmesine bağladı. Solakoğlu, “Geçen seneden de çok ciddi bir stok var. Peki ne kadar stok var kardeşim, diyorsun; Ziraat Odalarına gidiyorsun başka bir rakam duyuyorsun, Zeytin Konseyine gidiyorsun başka biri rakam duyuyorsun, Tarım Bakanlığına gidiyorsun başka bir rakam. Ya bu ülkenin yani ne kadar elinde zeytinyağı stoğu olduğunu bilen bir mübarek insan yok mu? Yok. Peki bunun sebebi ne? Bakın Devlet Planlama Teşkilatı DPT, gençler çok iyi bilmez; ama burada hani orta yaş üstü insanlar bunu bilirler. DPT diye bir şey vardı. Bunlar geldikleri zaman, bu işte bilgisi olmayan, ama fikri olan bakanların yanlış işler yapmasını DPT önlüyor. Bu diyordu ki, kardeşim bu devletimizin uzun vadeli planlarına aykırı, bunu yaparsan buradan şöyle bir problem çıkar, dediği için, rahatsız ettiği için, rahatlıkla hareket edemedikleri için, önce ismini değiştirdiler, sonra bağlı olduğu kurumu değiştirdiler. Sonra Saraya bağladılar. Şimdi de artık hiç var olmayan bir kurum haline geldi. Yani şunu göremiyorlar; biz eğer tavuk ihracatını yasaklarsak, bu hangi sektörlere, bizim iç tüketimimizde önümüzdeki 10 seneye nasıl bir sekte vurur? Vurduğu sektörlerin uzantılarında nasıl bir etki yapar kesinlikle görmüyorlar, görmek de istemiyorlar” diye konuştu.
“BAKANLIKLARDA ÖNGÖRÜ, PLANLAMA YOK”
Bakanlıkların mevcut sorunları çözmekte yetersiz kaldığını söyleyen Solakoğlu; problemin temelinde öngörüsüzlük ve planlama eksikliği yattığını ifade etti. Solakoğlu, şunları söyledi: “Tarım Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı iş işten geçtikten sonra yaraya bir bant koymaya çalışıyor. Ama yara zaten mikrop kapmış durumda. Problem ne: Öngörünün olmaması, bir planlamanın olmaması. Şimdi ben diyorum ki, planlama yapmıyorlar. Eskiden DPT vardı. Tarım Bakanlığı açıklama yapıyor; bu doğru bir açıklama değil, Devlet Planlama Teşkilatı hiçbir zaman karışmadı, diye. Ben çıkarttım kitabı koydum. 1968 yılında basılmış, bir örnek olsun diye koydum. Devlet Planlama Teşkilatının öngörülü olan kocaman bir kitabı var. O kitapta 2000 yılına kadar, 1968’den 2000 yılındaki nüfusa göre gelir artışı, gelir artışına göre buğday tüketiminin, hatta azalması ve artması, yani biliyorsunuz gelir arttıkça mesela kırmızı et tüketimi artıyor değil mi? Bunları da dahil hesaplayarak, bunların hepsini çalışarak, ne kadar kırmızı et ihtiyacımız olduğunu, ne kadar beyaz et ihtiyacımız olduğunu, ne kadar meyve, ne kadar tek tek ürün ürün yazmışlar. Tahmini 2000 yılı için ihtiyaç duyulan ürünlerle ilgili. Ve Tarım Bakanlığının kitabının içerisinde bütün rakamlar, Devlet Planlama Teşkilatının verdiği rakamları baz alarak yapılmıştı.”
“DEVLETİN HAFIZASI SİLİNDİ”
Bakanların değişmesiyle, bağlı bürokratların da değiştirildiğini, böylelikle devletin hafızasının silindiğini iddia eden Solakoğlu, “Dolayısıyla hem öngörüsüz, hem tarihçe bilgisi son derece zayıf bir Tarım Bakanlığıyla karşı karşıyayız” dedi.
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
YENİ Parti’nin Gölge Tarım Bakanı Solakoğlu, ülke tarımının içinde bulunduğu durum ve sorunlarla ilgili iktidara yönelik eleştirilerini sıralamasının ardından, iktidara gelmeleri durumunda yapacakları çalışmaları ve çözüm önerilerini sıraladı.
“PLANLI ÜRETİM SİSTEMİNE GEÇECEĞİZ”
Solakoğlu, “Biz ne yapacağız? Biz planlı bir üretim sistemine geçeceğiz” dedi. Solakoğlu, planlı üretimden kastının ne olduğunu şu sözlerle aktardı: “Sencer sen patates ekeceksin, Mehmet sen de havuç ek; öyle bir şey yok. Onu Rusya, zamanında denedi. Eskiden, komünizm döneminde, muvaffak olamadılar. Peki muvaffak olan ülkeler, yani İspanya’da 25 liraya o limonu satmayı nasıl başarıyor çiftçiler, diye baktığınız zaman, sistem çok daha yalın bir sistem. Bakın, önce buğdaydan örnek vermek istiyorum, daha kolay anlaması o yüzden. Tohumu tarlaya koymadan önce Avrupa’da bir çiftçi; o ürün hasadında kime satacağını, kaç paradan satacağını, hangi vadeden satacağını, kaç ton satacağını, taahhüdün ne kadar verdiğini ve ödemeyi hangi vadede alacağını bilir. Bizde mesela kaliteyi kim kontrol ediyor; götürüyorsun zeytini, biri diyor 10 randıman, biri diyor 12 randıman, işe göre eğer zeytin çoksa randımanlar düşüveriyor. Zeytin azsa kimse randımana mandımana bakmıyor, hepsini alıveriyor. Çünkü alıcı belirliyor şu anda kaliteyi. Bizde o da olmayacak. Bizde devlet bunu yapıyor olacak. Devletin bağlantılı olduğu kurum bunu yapıyor olacak.”
“TMO ÜRETİCİYLE KONTRAT YAPACAK”
Solakoğlu, bunu nasıl yapacaklarını ise şöyle anlattı: “Gideceksiniz, Bir ekranda o bölgedeki mesela buğday için konuşuyoruz ya, bütün un sanayi buğday alan bütün firmalar, alıcıların hepsinin kaç ton alacaklarını ve kaç liradan alacaklarını beyan ettikleri bir sayfa olacak önünüzde. Siz bu sayfanın içinden size en uygun şartlarda olan kimi vardır ki, ben her alımımda minimum 200 ton istiyorum, der. Siz küçük çiftçisinizdir, siz daha küçük bir şey bulacaksınızdır. Mesela 20 tonla alımını kabul eden birinin fiyatına bakacaksınız. Baktığınız fiyat 12 buçuk lira. Ya yürü git, diyeceksin ekmiyorum. O zaman niye ekmiyorum, kardeşim biz zarar etmek zorunda değiliz. Yani biz hayırseverler derneği değiliz. Biz Türkiye çiftçileriyiz, yani zarar edeceğimizi bile bile ekmektense, zarar etmemeyi tercih ederiz. Belki sebze kışlık bir şey ekebiliriz. Baktı ki kimse ekmiyor 12 buçuk liraya, o zaman un fabrikası gelecek diyecek, kardeşim 12 buçuk liraya kimse ekmiyor. Ben bunu 14 buçuk yapalım. Bakalım ne oluyor. Bu aslında arz ve talep dediğimiz fiyatın piyasada belirlendiği, yani dünya koşullarında serbest piyasa ekonomisi koşullarında piyasada belirleyici bir denge oluşuyor. Biz nerdeyiz devlet olarak; baktık ki fiyatlar çok düşük gidiyor, daha ürün ekilmeden önce biz TMO olarak sizlerle birebir kontrat yapabileceğiz. Diyeceğiz ki biz TMO olarak, Hasan amcadan 70 ton buğday kontratı yaptık. Fiyatı da şeffaf bir şekilde, o fiyatı da orada görebileceksiniz. Hala oyuncular hareket etmiyor. 100 ton daha 200 tondan ne kadar gerekiyorsa TMO alım yapacak. E bir yerde un fabrikası diyecek, kardeşim benim bölgemdeki buğdayların hepsi TMO’ya gidiyor. Benim de ihtiyacım var. Bu fiyat yüksek, o zaman ben de o fiyatı veriyorum. Yani devletin de burada bir oyuncu olduğu, ama şu andaki olduğu gibi değil. Gerçekten ekilmeden önce oyuncu olduğu. Ondan sonra baktı ki devlet fiyatlar normal rayına girdi. Artık başka kontrat vermiyor olabilir veya fiyatlar çok arttı, o zaman daha düşükten de getirip o unculara o aldığı buğdaylarla ilgili geri satımı yapabilecek.”
“KONTRATLA BANKADAN TEMİNATSIZ, İPOTEKSİZ, KESFİLSİZ KREDİ ÇEKİLEBİLECEK”
Çiftçilerin, üreticilerin aldıkları bu kontratlarla Ziraat Bankasına giderek, hiçbir teminat, ipotek ve kefil göstermeden kredi çekebileceklerini ve işletme sermayelerini büyütebileceklerini söyleyen Solakoğlu, “Çiftçiler gelsin, gençler çiftçilik yapsınlar; ya adamın sermayesi yok ki neyle yapacak bunu? Dolayısıyla bu değerli evrak, kendi başına zaten bir teminat haline gelecek. Bunu duyan çiftçi ucuz kredi olduğu için, daha doğrusu muhtemelen sıfır faizli olacaktır. Sıfır faizli kredi olduğu için, bu kontrat sistemine gireceğini düşünüyoruz. Buna girdiğiniz zaman, akşam rahat uyuyorsun kardeşim. Ne kadar gübre atacağını biliyorsun, ne kadar mazotu harcayacağını biliyorsun. Kaça satacağını biliyorsun, daha ekmeden önce. Bu en büyük konfor” şeklinde konuştu.
“YENİ KURTULUŞ SAVAŞINDAN TARIMLA ÇIKACAĞIZ”
İktidarın çiftçiyi gözden çıkarttığını savunan Solakoğlu, “Bizim vizyonumuzda tam tersi. Biz diyoruz ki, Türkiye bizim gözümüzde bu yeni bir Kurtuluş Savaşıdır. Bu Kurtuluş Savaşından, bu buhrandan yeniden tarımla çıkacak” dedi.
Tarım Bakanlığının şu anda zeytini, elmayı, bademi, cevizi, sütü, eti, tavuğu, domatesi, her şeyi bir problem olarak gördüğünü savlayan Solakoğlu, “Biz öyle değiliz. Biz bunları nimet olarak görüyoruz” dedi.
“YEREL TÜKETİM ARTIRILMALI. MARKALAŞMALIYIZ”
Tarımda markalaşma ve ihracatın önemine vurgu yaparak konuşmasını sürdüren Solakoğlu, yerel tüketimin de arttırılması gerektiğini kaydetti. Solakoğlu, şöyle konuştu: “Bizde yerel tüketimde de çok ciddi bir düşüş var. Yani şu anda ortalamada kişi başı 2 litre zeytinyağı tüketimini biz 5 litreye çıkartsak, zaten bizim ihraç edecek pek bir malımızda kalmayabilir gibi gözüküyor; ama öyle değil, biz verimliliğimizi de arttırmamız lazım. Biz zeytinyağında, normal sofralık zeytinde zaten çok iyiyiz, dünya lideri gibi bir şeyiz; ama para etmiyor para, yani satamıyoruz doğru düzgün. Tüketim çok az, zeytinyağında tüketim çok fazla ve her geçen gün daha da artıyor. Biz bunun bir parçası olmalıyız. Bizim markalaşmamız gerekiyor. Peki nasıl olacak bu iş? İşte burada biz devreye giriyoruz. Bizim bakanlığımız döneminde, benim bakanlığım döneminde, nasip olursa bir sene sonra olacak bu göreceksiniz. Biz şu anda çalışıyoruz, bu konuları çalışıyoruz. Yani ben bakanlığa geldiğim zaman; bakan olacağımı o gün duymadım, ben iki yıl önce yani bir yıl öncesinden biliyordum. İki yıl boyunca çalışıp, öyle oraya geliyorum. Dolayısıyla biz mevzuatlarla ilgili de çalışmalarımızı yapıyoruz. Kadromuzla ilgili de çalışmamızı yapıyoruz? Bütün kadrolarımıza orayı yönetmeye geliyoruz. Özgür Başkan zaten bunu hep söylüyor, biz yönetmeye geliyoruz. Bu ülkeyi yeniden olması gerektiği yere çıkartmaya geliyoruz. Dolayısıyla bütün arkada sahne arkasında bu çalışmalar yapılıyor.”
“GIDA EGEMENLİĞİNİ SAĞLAMAK İÇİN ÜRETKEN ÇİFTÇİ TOPLULUĞUNA İHTİYAÇ VAR”
Markalaşmayla ilgili yapacakları çalışmaları da ayrıntılarıyla aktaran Solakoğlu, “Her tarafını çalışıyoruz ve benim odağımdaki en önemli unsur çiftçi. Biz gelecek nesillere çiftçiliği aktaramazsak eğer, daha çok bağımlı olursak bu konuda, egemenliğimizi, bakın gıdayı kaybeden egemenliğini kaybeder. Eğer bugün olduğu gibi siz et üretiminde yetersizseniz; ithalat yaptığınız ülkenin Başkanı gelir, kolunuzu sıkar, ya bunu yaparsın ya sana et göndermeyi keserim, dediği zaman, bizim siyasetçilerimiz ülke çıkarlarında gıdayı önceleyeceği için, verecekleri sağlık kararları veremezler. Bizim gıda egemenliğini sağlamamız bunu sağlamak için de doğru verimli ve üretken bir çiftçi topluluğuna ihtiyacımız var” şeklinde konuştu.
Konuşmasında, Türk çiftçisinin ulusal ve uluslararası arenada hak ettiği itibarı kazanması gerektiğine vurgu yapan Solakoğlu, böyle bir işe soyunmasının nedenini Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ne dayandırdı.
“TÜRKİYE’YE KURTARICI OLACAĞIM”
Özgür Özel liderliğindeki YENİ Parti’nin kendisine itimadını ve güvenini ortaya koyarak, Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir üreticiyi, bir çiftçiyi Tarım Bakanlığına getireceğini dile getiren Sencer Solakoğlu, “Biz, ben kurtarıcı aramıyorum; ama ben Türkiye’ye kurtarıcı olacağım” diyerek, herkesten destek istedi.
“ARTIK DEĞİŞİM ZAMANI. TARIMIN PARTİSİ YOKTUR”
Artık değişim zamanının geldiğini ifade eden YENİ Parti Gölge Tarım Bakanı Sencer Solakoğlu, konuşmasını, “Bugün 25 yaşındaki bir gece sorun, sağ-sol anlamaz, sağ-sol nedir? Hepsi refah içinde yaşamak istiyor. Türkiye’de gördük. Fon krizinde giden paraları da gördünüz. Sağ partilere, daha muhafazakar partilere gönül vermiş olabilirsiniz. Tarımın partisi martisi yoktur kardeşim. Burada iyi niyetli davranmak zorundayız. Sorumlu davranmak zorundayız. Bu takım değil. Ülkemizin geleceği için, çocuklarımızın geleceği için, hepinizin desteğine ihtiyacım var” diyerek tamamladı.
Soruların yanıtlanmasıyla toplantı sona erdi.
